YOGA ANATOMİ

Vücudumuzu meydana getiren başlıca sistemler;

• Sindirim sistemi,
• Dolaşım Sistemi,
• Boşaltım Sistemi,
• Sinir Sistemi,
• Solunum Sistemi,
• Lenf Sistemi,
• Üreme Sistemi,
• Hareket ve Destek Sistemidir.

Vücudumuzdaki Sistemlerin Görevleri ve Özellikleri:
Sindirim Sistemi: Vücuda alınan besin maddelerinin ve içeriklerinin kana ve hücrelere geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılması işlemine sindirim, bu olayı gerçekleştiren sisteme de sindirim sistemi denir.
Dolaşım Sistemi: Sindirilmiş besin maddelerinin ve oksijenin hücrelere ulaştırılmasını ve hücrelerde oluşan atık maddelerin ve karbondioksitin hücrelerden uzaklaştırılmasını sağlayan sisteme dolaşım sistemi denir.
Boşaltım Sistemi: Sindirim yoluyla kana ve hücrelere ulaşan besin maddeleri enerji verici, onarıcı ve düzenleyici olarak kullanıldıktan sonra ortaya çıkan fazla su, ürik asit, madensel tuzlar ve karbondioksit gibi atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasından sorumludur.
Sinir Sistemi: Canlıların içsel ve dışsal çevresini algılamasına yol açan, bilgi elde eden ve elde edilen bilgiyi işleyen, vücut içerisindeki hücreler ağı sayesinde sinyallerin farklı bölgelere iletimini sağlayan, organların, kasların aktivitelerini düzenleyen sistemdir.
Solunum Sistemi: Vücut için hayati öneme sahip olan oksijen gazı ile karbondioksit gazının yer değiştirmesini sağlar. Havadaki oksijenin kana karışarak hücrelere ulaşmasından ve hücrenin faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit gazının da dışarıya atılmasından sorumludur.
Lenf Sistemi: Lenf damarları ve lenf düğümlerinden meydana gelen lenf sistemi, vücudun yağ, protein ve su dengesinin sağlanması, savunma sisteminin desteklenmesi gibi görevlerde yer alır.
Üreme Sistemi: Üreme, bir canlının neslini devam ettirmesi olayıdır. Neslin devamından sorumlu olan sisteme üreme sistemi denir. Kadın ve erkekte üreme sistemleri birbirinden farklıdır.
İskelet Sistemi: İskelet sistemi, canlı organizmaya fiziksel olarak destek sunan, iç organların korunmasını sağlayan ve çoğunlukla minerallerdan oluşan, eklem ve bağlarla birbirine tutturulmuş, etrafı kaslarla sarılı destek yapıdır.

Anatomik Terimler:

Üst Ekstremite : Kollar
Alt Ekstremite : Bacaklar
Segment : Her bir vücut parçasının bölümü (bacak,uyluk,ayak bileği vb)
Superior : Kafaya Yakın olan (beden yapısının üst bölümü)
Inferior : Ayağa Yakın Olan / Yapının Alt bölümü
Anterior : Ön Taraf
Posterior : Arka Taraf

Yön ve Yer belirten Terimler
Medial : Vücudun orta hattından geçtiği varsayılan hayali çizgiye yakın alan.
Lateral : Orta Hatta daha uzak olan alan
Proksimal : Gövdeye Yakın Alan
Distal : Gövdeye Uzak Alan

Superficial (External) Vücut Yüzeye Yakın Alan
Peep : İçe doğru vücut
Plentar : Taban, Ayak Tabanı
Pelmar : El Ayası – Avuç İçi
Dorsal : Sırt (El &Ayak)

Anatomik Terimler:

Üst Ekstremite : Kollar
Alt Ekstremite : Bacaklar
Segment : Her bir vücut parçasının bölümü (bacak,uyluk,ayak bileği vb)
Superior : Kafaya Yakın olan (beden yapısının üst bölümü)
Inferior : Ayağa Yakın Olan / Yapının Alt bölümü
Anterior : Ön Taraf
Posterior : Arka Taraf

Yön ve Yer belirten Terimler
Medial : Vücudun orta hattından geçtiği varsayılan hayali çizgiye yakın alan.
Lateral : Orta Hatta daha uzak olan alan
Proksimal : Gövdeye Yakın Alan
Distal : Gövdeye Uzak Alan

Superficial (External) Vücut Yüzeye Yakın Alan
Peep : İçe doğru vücut
Plentar : Taban, Ayak Tabanı
Pelmar : El Ayası – Avuç İçi
Dorsal : Sırt (El &Ayak)

KAS VE İSKELET SİSTEMİ

Kas : Protein içeren ve organların hareket etmesini sağlayan doku. Vücudun segmentlerinin hareket edebilmesi için kasılma ya da uzama fonksiyonlarına sahiptir.
Eklem : Kası her iki iskelet noktasında bağlayan doku.
Tendon : Kasları kemiğe bağlayan ve hareket etmesini sağlayan doku. (Ligament Bağı) Kas’ın kemiğe yapıştığı bölüme denir. Kas’ın çalışabilmesi için sinirsel bir uyarı gerekir.
Ligament : Eklemin aşırı hareketini önleyen eklemlerdir.

KAS DOKUSU TİPLERİ

Kalp Kası: Çizgili kas olmasına rağmen irademiz dışında kasılma faaliyeti gösteriri (Otonom sinir sistemine bağlıdır). Bu kas enine bantlaşma gösterir. Kas telleri kısa boylu olup tek çekirdeklidir. Birbirine bağlandıkları yerde ara diskler bulunur. Sürekli çalıştıkları için oksijen gereksinimleri çok fazladır.
İskelet Kası (Çizgili Kaslar): İskelet sistemiyle bağlantılı olan kaslardır. Beyin kontrolünde isteğe bağlı olarak çalışırlar. Kasılma hareketleri merkezi sinir sistemine ait motor sinirlerle kontrol edilir. Düz kaslara oranla daha hızlı kasılabilirler. Hücreleri uzun ve silindirik şeklinde olup hücre sınırları belirsiz olduğundan çok çekirdekli görülürler. Oval şekilli çekirdekler hücrenin kenar kısmında bulunurlar.
Düz Kas: Hücreleri mekik şeklindedir. Büyüklükleri bulundukları yere göre değişir. Çekirdekleri hücrenin orta kısmında bulunur. Tek çekirdeklidirler. Sitoplazmasına sarkoplazma, hücre zarına ise sarkolemma denir. Sitoplazmada görülen, boyuna iplikçiklere ise miyofibril denir. Miyofibriller, aktin ve miyozin denilen kas proteinlerinden oluşmaktadır. Kasılmayı bunlar sağlar.
Düz kaslar istem dışı hareket eden kaslardır. Kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Otonom sinir sistemi kontrolünde çalışırlar. Eklembacaklılar hariç tüm omurgasızlarla omurgalıların dolaşım, sindirim, solunum gibi sistemleri meydana getiren organların duvarlarında önemli ölçüde düz kaslar bulunur.

İSKELETİN BÖLÜMLERİ

Kafatası
Spinal Kolon

Omurga 33-34 segmentten (vertabra) meydana gelmiştir.
Medulla spinalisi korur (Omurga içinde bulunan kanal boyunca uzanan, boz madde ve ak maddeden oluşan sinir dokusu, murdar ilik.)
Omuz kuşağını destekler ve pelvik kuşak ile bağlantısı vardır.
Omuz Kuşağı
Skapula, Klavikula, Sternum’dan oluşur ve gövdenin üst kısmına bağlanmıştır.



Üst Ekstremite

Üst ekstremite kemikleri omuz hizasında kürek kemiği ve köprücük kemiğinden oluşan omuz kemeri kemikleri ile başlar.
Diğer üst ekstremite kemikleri, humerus (pazu kemiği, kol kemiği), antebrachium (radius ve ulna) (ön kol kemikleri), karpal kemikler (el bileği kemikleri), metacarpus (el tarak kemikleri) ve phalanx’lardır (parmak kemikleri).
Her üst ekstremitedeki toplam kemik sayısı 31’dir.


Pelvik Kuşak

Alt Ekstremite
Alt ekstremite vücudun kalçadan ayağa kadar olan kısımıdır ve vücut ağırlığını taşıması nedeni ile vücudun en kuvvetli kemik, eklem ve kaslarını yapısında bulundurur. Vücutta
2 tane bulunan ve Os ilium, Os ischium ve Os pubis olmak üzere 3 bölümden oluşan Os coxae halk arasında leğen kemiği olarak bilinir. Os coxae, sacrum ve coccyx ile eklem yaparak kalça eklemini oluşturur ve femur ile eklem yaparakta vücudun dik duruş pozisyonunu sağlar.
Kalça eklemi, ekstansiyon-fleksiyon, abduksiyon-adduksiyon ve rotasyon hareketlerine olanak sağlar.
Diz eklemi: Femur alt ucu, tibia üst ucu ve patella arasında oluşmuş, insan vücudunun en büyük ve en komplike eklemidir. Eklem yüzlerinin uyumu meniskuslarla (îçyan ve dışyan meniskus) sağlanmıştır. ekstensiyon-fleksiyon ve rotasyon hareketlerine olanak sağlar. Ayak bileği eklemi, tarsal eklemler ve Ayak tarak ve ayak parmak iskeleti eklemleri.


GÖĞÜS KAFESİ (TORAKS):

Göğüs kafesi toplam 37 kemiğin birbirlerine çeşitli eklemlerle ya da kıkırdak dokularla tutunmaları sonucu ortaya çıkmıştır. Göğüs içinde akciğerler, kalp, büyük damarlar, yemek borusunun bir bölümü gibi önemli organlar bulunur.
Göğüs kafesi, içindeki bu organlar için iyi bir koruyucu olmakla kalmaz, aynı zamanda elastik özelliği nedeniyle solunum hareketlerinin normal biçimde sürdürülmesine katkıda bulunur.
Göğüs kafesi 12 tane sırt omuru, 12 çift kaburga, 1 göğüs kemiği ve bunlar arasındaki eklem ve kıkırdak doku bağlantılarıyla toplam 37 kemikten kurulmuştur. Göğüs kafesini, kesik tepesi yukarıda tabanı aşağıda olan bir koniye benzetebiliriz. Kesik olan tepeye uyan deliğe “Göğüs üst açıklığı”, tabandaki deliğe de “Göğüs alt açıklığı” denir.


SOLUNUM ANATOMİSİ

Birincil Kaslar

Diyafram
Diyafram karın boşluğunu göğüs boşluğundan ayıran yassı geniş kas yapısıdır. Diyafram bir anlamda vücutta solunumunu sağlayan organların başında yer alır. Diyafram, göğüs kafesini kapatan, göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran ince bir kastır. Nefes alıp vermede önemli bir role sahiptir. Kasıldığında göğüs boşluğunu genişletip büyüterek nefes alınmasını sağlar.

Intercostalis (Kaburgalar Arasındaki Kaslar)
Özellikle kaburgaların (costae) hareketleri ile ilgilidirler ve kaburgalar arası boşlukları doldururlar.

Abdominal
Göğüs kafesinin 3 boyutlu hareket edebilmesi için karın kasları sindirim sistemi organlarını sabitler
İkincil Kaslar
Boyun - Sternocleidomastoid
Ense - Upper Trapezius
Göğüs – Pectoralis

NADİ (ENERJİ KANALLARI)

‘Nad’ hareket anlamına gelir. Nadi, «tüp», «boru», «kanal» veya «akış» olarak çevrilebilir. Yoga’da Nadi’ler Kundalini enerjisinin kanallarıdır. Nadi’ler, beden enerjilerinin aktığı ince borular ya da kanallardır, yaşam gücü enerjisi «Prana» olarak bilinir. Bunlar, modern fizyolojide bahsedilen sinirlerden daha incedir. Çakradan kaynaklanan ve çakralarla iç içe geçen sinir sistemi ile yakından ilişkilidirler. Vücudun biri veya diğerinin bulunmadığı hiçbir bölüm yoktur. Bu Nadis, fiziksel ve fiziksel olmayan beden kılıfları arasındaki bağlantıyı oluşturur; Dolayısıyla psiko-fiziksel durumdadırlar.
Büyük Hindistanlı şair Kabir’in bir öğrencisi bir zamanlar ona, «Kabir, Tanrı nerede « diye sorar. Onun cevabı ise basittir: «Nefesin içindeki nefestir.» Kabir’in cevabının derin etkilerini anlamak için, nefesin içindeki nefesin fiziksel bileşenlerin ötesine bakmamız gerekir - oksijen, karbon dioksit ve her nefeste içeri girip çıkmakta olan diğer moleküller. Bu nefesin ötesinde - içinde prana,yani; kelimenin gerçek anlamıyla hayatın bir parçası olan evrensel yaşamsal enerjisi vardır. Tantra’nın erken uygulayıcıları enerjinin içimizde dolaştığı birçok yolu haritalandırarak bu iç manzaranın içine girerek bize bir harita çıkardılar.
Nadi kelime anlamında olduğu gibi akış halindeyken; su gibi akmak, en az direniş yolunu bulmak ve yolundaki her şeyi beslemek için bizimledir. Nadiler enerjik sulama sistemimizdir; Özünde, bizi canlı tutarlar. Birçok Tantrik metne göre, insan bedeni prana’yı her hücreye kanalize eden 72.000 nadi (kanal) içerir. Bazıları geniş ve acele ederken; diğerleri sadece damla damla hareket halindedir. Bu sistem özgürce akış halindeyken hayati ve sağlıklıyız. Zayıf ya da tıkanık hale geldiğinde ise; zihinsel ve fiziksel sağlık problemleri ile mücadele ederiz.

Üç nadi yogiler için özellikle önemlidir.

Sushumna nadi, omurganın tabanından başın tacına kadar uzanan 7 çakra kanalının her birinden geçerek Kundalini shakti’nin (uyuyan yılan gücü) yükselmesini sağlar. Yüksek ruhsal bilincin yakıt aldığı kanal olan muladhara (kök) çakrasındaki kökeninden, taçdaki sahasrara (bin kat) çakradaki gerçek evine kadar yükselen kanaldır.
Sushumna nadi aydınlanmanın yoludur.
Ida ve pingala sushumna nadi etrafındaki sarmalı DNA’nın iki sarmalını andırır, birbirlerine çakra boyunca geçerler. Modern tıbbın sembolü olan caduceus (yunanlilarda hermes, romalilarda merkür’un asasidir. ikiz yilanlarla sarili olan uyum ve denge sembolü), ta da aynı sembolü görürüz. Ida nadi, sushumna’nın sol tarafında başlar ve biter. İda, doğası gereği serin ve besleyici olan Ay Nadi olarak kabul edilir ve kişiliğimizin tüm zihinsel süreçlerini ve dişil yönlerini kontrol ettiği söylenir. Beyaz renk ida’nin titreşim kalitesini temsil etmek için kullanılır.
Pingala, güneş nadi olarak kabul edilir, sushumna’nın sağında başlar biter. Doğası gereği sıcak ve uyarıcıdır, tüm hayati somatik süreçleri kontrol eder ve kişiliğimizin daha eril yönlerini denetler. Pingala’nın titreşim kalitesi kırmızı renkle gösterilir. Ida ve pingala arasındaki etkileşim, sezgi ve akılcılık, bilinç ve hayati güç ile sağ ve sol beyin hemisferleri arasındaki içsel dansa karşılık gelir. Günlük hayatta, bu nadilerden biri her zaman hakimdir. Bu egemenlik gün boyunca değişse de, bir nadi daha sık ve diğerlerinden daha uzun dönemlere doğru yükselme eğilimi gösterir. İda benzeri bireylerin besleyici nitelikleri vardır, ancak güçlü bir yoga uygulaması sürdürmek için ellerinden gelen gücü sunamayabilirler. Potansiyelleri doludur, ancak pingala tarafları gelişmedikçe dünyevi meselelerde potansiyelini asla ortaya koyamazlar, ya da ruhsal gelişimlerini tamamlayamazlar.
Pingala benzeri bireylerde yaratıcılık ve canlılık vardır. Fakat ida yanlarını geliştirmedikçe, maneviyata uyanışın lütfuna erişmek için gerekli sakinlik, iç gözlem ve alıcılıktan yoksun olabilirler. Ida ve pingala’yı dengelemek için en güçlü yöntem Nadi Shodhana, alternatif burun Nefesi egzersizidir. (Kelimenin tam anlamıyla, Sanskritçede «nadi temizliği» anlamına gelir.)

Çakralar ve Endokrin Sistemi ile ilişkileri

Çakra; kelime anlamı ile, teker, halka, çember, dönüş, etki alanı anlamına gelir. İnsanda bulunan enerji merkezlerinin girdap şeklinde dönen enerji alanlarından oluştuğuna inanılır. Aslında bedenimizde, avuç içleri, diz kapakları, dirsekler ve daha bir çok bölgede önemli çakra merkezleri vardır. Ana çakra merkezleri omurga boyunca sıralanmaktadır. Hint felsefesine göre; bedenin tepe noktasında pozitif bir akım varken, kuyruk sokumunda negatif bir akım bulunur. Bu iki kutup arasındaki enerji gücüne ‘’ YAŞAM’’ denir.
Her yogi’nin amacı; Kundalini yi uyandırıp , onu Sushumna Nadi (Omirilik boyunca) ile Taç Çakra (Sahasrara) da bulunan pozitif akım ile birleştirmektir. 7 ana çakrada bulunan bu enerjilerin her biri bedenimizde hormon salgılayan bezlere karşılık gelir.



Çakraların her biri bir endokrin bezi ile eşleştirilir ve işlevini yönetir.

Kök çakra - Üreme bezleri (erkeklerde testisler; kadınlarda yumurtalıklar); cinsel gelişim ve cinsel hormon salgılarını kontrol eder.
Sakral çakra - Adrenal bezler; bağışıklık sistemini ve metabolizmayı düzenler.
Solar Plexus çakra - Pankreas; metabolizmayı düzenler.
Kalp çakra - Timus bezi; Bağışıklık sistemini düzenler.
Boğaz çakrası - Tiroid bezi; vücut ısısını ve metabolizmasını düzenler.
Üçüncü Göz çakra - Hipofiz bezi; hormon üretir ve önceki beş bezin işlevini yönetir; Bazen, pineal bez, üçüncü göz çakrasına ve taç çakrasına bağlıdır.
Taç çakra - Pineal bez; Uyku da dahil olmak üzere biyolojik döngüleri düzenler.


ENDOKRİN SİSTEM

Endokrin sistem; salgılarını, vücudun başka bölgelerindeki hedef hücrelere ulaştırabilmek için kana veya lenfe veren bezlerin tümüdür. Endokrin sistemi iç salgı bezleri oluşturur. Hipofiz, tiroit, paratiroit, epifiz ve böbreküstü bezleri, iç salgı bezlerine örnektir.
Endokrin sistemin en önemli yapıları iç salgı bezleridir. İç salgı bezleri, sentezledikleri hormonları doğrudan kana verebilen organlardır. Hormonlar, protein ve yağlar gibi belli bir gruba girmeyen mesaj taşıyıcı özel maddelerdir. Kanda çok az miktarda bulunurlar. Fakat çok az miktarda bile büyük etkiler yaparlar. Her hormon belli bir görevi üstlenir. Dolayısıyla her hormonun etkilediği hücre, doku ve organ farklıdır.
Hormonlar kana geçtikten ve belli bir düzeye ulaştıklarında etkilerini göstermeye başlarlar. İlgili hücre, doku veya organı faaliyete geçirip gerekli düzenlemeyi yaptıktan sonra kandaki miktarları yavaş yavaş düşer. Endokrin bezlerden salgılanan hormonların yerine, özel hücreler tarafından devamlı olarak yenileri sentezlenir. Hormonların salgılanması ve parçalanması ise enzimler yardımıyla olur. Vücudumuzda faaliyet gösteren iç salgı bezlerinden önemlilerini, salgıladıkları hormonlar ve etkileriyle birlikte tabloda verilmektedir.
Tabloda da görüldüğü gibi bir bezden birden fazla hormon salgılanabilmektedir. Hatta bir bezin farklı bölümlerinden bile farklı hormonlar salgılanmaktadır. Örneğin hipofiz bezinin ön lobundan folikül uyarıcı hormon (FSH) salgılanırken arka lobundan oksitosin salgılanmaktadır.

Etkinlikler